Tüm gözler Death Stranding üzerindeyken; Star Wars Jedi: Fallen Order sessiz sedasız çıkışını yapmak için hazırlanıyor. Sanki çıkış tarihi birkaç hafta ileri atılsa, daha popüler olup daha çok satabilir. Neyse o kısmı EA düşünürken, gelin biz de oyun hakkında konuşalım.
Electronic Arts, Singleplayer oyunlara geri mi dönüyor?
Electronic Arts, geçtiğimiz yıllarda singleplayer oyunlardan ziyade multiplayer oyunlar yapmak istediğini açıklamıştı. Bu isteklerine sebep olarak ise singleplayer oyunların az satmasından kaynaklıydı. Bu fikirlerinde baya ısrarcıydılar. Sonra çok şaşıracakları bir şey yaşandı. Sony, çok fazla satan singleplayer oyunlarını arka arkaya çıkarmıştı. Hem God of war, hem Marvel’s Spider-man, hem de Horizon: Zero Dawn 10 milyon adetten fazla sattı. Bunlar dışında Witcher 3: Wild Hunt hem ödüllere boğuldu, hem de gayet güzel sattı. Başka bir sürü oyunu örnek verebiliriz tabii ki.
Electronic Arts tükürdüğünü yalamak durumunda kaldı ve single-player oyunlara tekrar şans vermek zorunda kaldı. Zorunda kaldı diyoruz çünkü geçtiğimiz senelerde çok sıkıntı yaşadılar. Disney ile anlaşıp Star Wars markası adı altında oyun yapmaya karar verdiler. Ne yapalım diye düşünürken, o sıralar en gözde şirketleri olan DICE ile kafa kafaya verdiler. DICE’da çok oyunculu büyük savaş oyunları yapmakta tecrübeli olduğu için Battlefield: Star Wars Version yapmak istediler. Oyunu duyururken de “kesinlikle Battlefield ile alakası yok, çok farklı bir oyun yaptık” dediler. Sonra Star Wars: Battlefront(2015) çıkınca insanlar anladı ki bas baya Battlefield’ın kostüm giydirilmiş haliydi. Bizim gibi bazı insanlar hayal kırıklığına uğrarken bazıları da çok sevdi, fakat bambaşka bir sorun daha vardı. Oyunun içerikleri kısıtlıydı. Pek yeterli gelmedi oyunculara. Güncellemeler geldikçe oyun daha da gelişiyordu, fena ilerlemiyordu da oyuncu sayısı gitgide düştü. Peki ya sonra?

Star Wars: Battlefront II duyuruldu. İnsanlar bu oyun neden var derken oyun çıkışını yaptı bile. Biz de oynadık hatta betadayken oynamıştık. İlk başlarda çok keyifliydi. Oyunun mekanikleri de gayet eğlenceliydi de başka bir sorun ortaya çıkmaya başlamıştı. Hem de çok büyük bir sorun: LOOTBOX. “Nasıl bir sorun olabilir ki lootbox almayız, olur biter” diyemiyorsunuz ne yazık ki. Çünkü lootbox içinden çıkan şeyler oynanışa çok fazla etki ediyor. Sizi güçlendiriyor, karakterler açıyor hatta ekstra güçler veriyor. İş böyle olunca oyuncu topluluğu gücünü gösterdi ve oyun her yerde çok büyük linçler yedi. Oyuncu sayısı düştü, satın almak isteyenler vazgeçti. Electronic Arts’ın hisseleri düşüşe geçti. Elleri ayakları birbirine dolandı. Üstüne Disney’den uyarı yemişlerdi. Çok büyük baskı vardı üstlerinde.
EA, tüm stüdyolarını çağırmış ve “ne tarz Star Wars oyunları yapabiliriz” diye sormuş ve 3 tane oyun düşünmüşler. Ama sonra başka bir sorun daha çıkmış:
Birkaç yıla yeni nesil konsollar geldiğinden acele etmek istemişler. Çünkü mutlaka bu oyunlardan birini bu nesle yetiştirmek istiyorlardı. O kadar geç kalamazlardı. 2 oyunu da askıya aldılar ve tüm kaynaklarını Star Wars Jedi: Fallen Order’a yönlendirdiler. Peki bu oyunu kim yapıyor, neden bu kadar çok güveniyorlar ki? Bu oyunu yapan stüdyo: “Respawn Entertainment” Ne oldu? Pek etkilenmediniz sanırım. Böyle Rockstar Games kadar büyük bir isim bekliyordunuz ama çok alakasız bir şey duydunuz öyle değil mi? Aslında Respawn Entertainment zaten çok büyük bir isim. İçinde bulunan insanlar Call of Duty ve Medal of Honor‘ı yapan insanlar. Üstüne Titanfall ve Apex oyunlarıyla güzel bir çıkış da yakaladılar. Tabii ki biz single kısımla yani Titanfall hakkında konuşucağız.
Titanfall oyunları güzel midir?

Öncelikle mecha temasının çok ilgimizi çektiğini söyleyelim ancak mecha temasını güzel işleyen oyunların sayısı çok çok az. Titanfall ise güzel işleyenlerden. İlk Titanfall’da sadece online kısım vardı, bu yüzden hem uzak durmak hem de oynamak istemiştik. Dayanamayıp biraz da olsa oynadık. Eğlenceli mekaniklere sahip hoş bir oyundu. Peki ya Titanfall 2?
Titanfall 2, son yıllarda oynadığımız en iyi FPS olduğunu söyleyerek başlayalım. Bu sefer oyunun singleplayer modu da vardı ve çok kaliteliydi. Karakterler klişe dursa da eğlenceliydiler, hikaye de sürükleyici ve iyiydi ama asıl harika olan şey o da değildi. Titanfall 2’nin yaptığı en iyi şey bölüm tasarımlarıydı. Her bölüm o kadar güzeldi ki, fps oyunlarda böyle şeyler yapmak mümkünmüş diyerek ağzımız açık kalmıştı. Diğer FPS oyunlar gözümüze sıkıcı gelmeye başladı, çünkü Titanfall 2 çok fazla iyidi. Şimdi gelin bölüm tasarımları derken ne kastettiğimizi açıklayalım.

Oyunun haritası, çift zıplamaya ve duvarda kaymaya çok uygun tasarlanmış. Bunu oynarken çok rahat hissediyorsunuz. Üstüne üstlük dümdüz koş, adam vur, bir sonraki bölüme geç daha adam vur şeklinde ilerlemiyor oyun. Örneklerle başlayalım. Bu kısımlar minik spoilerlar içermektedir.

Kutu evler inşa ederek şehir kuran bir fabrikaya giriyorsunuz. Bu fabrikada evler; lazerlerden ve tonlarca ağırlıktaki baskı makinelerinden geçtiği yetmiyormuş gibi, bu evlerin içi de döşeniyor. Evler sağa, sola, yukarı ve aşağıya dönüyor, ona göre içeri koltuk, masa, yatak, döşeniyor. Peki siz bunlar olurken neredesiniz? Tam da evlerin içindesiniz, EVET! Bu kadar aksiyon varken siz montaj hattındasınız ve yanlardaki robotlara, insanlara ateş açıyorsunuz, savaşıyorsunuz. Bir yandan montaj hattındaki tehlikelerden kaçınıyorsunuz. Mesela lazerlerle evi kesecekler mi, o an düşmanların yanına atlayıp onları öldürüp, lazerin arkasına geçip evlerle yolculuk etmeye devam ediyorsunuz. Her şeyin sonunda ev tamamlanmış olur, bahçesinde yapay çim bile var. O evi yan bir şekilde duvara yerleştiriyorlar ve onlarca, yüzlerce olduğunu görüyorsunuz. Böyle böyle hazır şehirler inşa ediyorlarmış, onu fark ediyorsunuz. Daha fazla spoil etmeden bu bölümü anlatmayı burada bırakalım. Geçelim en harika bölüme.

Bir bölgeye giriyorsunuz ve zamanda kırılmalar yaşanıyor. Aynı mekanı, bir geçmişte bir de şu an görerek ilerliyorsunuz. “Aaa ne ilginç!” diyerek giderken elinize zaman yolculuğu cihazı geçiyor. Saate benzeyen bir cihaz bu. İstediğiniz zaman dilediğiniz kadar git gel yapabiliyorsunuz. O cihazı da sizlerle paylaşalım:

Gördüğünüz gibi bir taraf alevler içinde berbat bir haldeyken, diğer taraf ise aşırı modern ve nezih bir halde. Bu bölümü o kadar çok seviyoruz ki keşke bütün oyun boyunca bu cihaza sahip olsaydık diyoruz, fakat bunu yapmak çok zor. Neden mi? Her mekanı 2 kez tasarlamak zorunda kalacaklar da ondan. Her bölümü bir geçmiş zaman, bir de şimdiki zaman olarak tasarlamak çok büyük emek ve zaman alacaktır. Neyse biz elimizdekinin tadını çıkartalım. Şimdi kafanızda şu soru olabilir, “böyle dümdüz yürüyoruz ve etrafı mı izliyoruz?” Elbette hayır, bu mekaniği hem aksiyonla hem de platform ögeleriyle birleştirmişler.

Yaratıklarla savaşırken aniden geçmişe gidip, yaratığın arkasına geçip tekrar aynı zamana dönebilirsiniz. Aniden arkasına geçmiş olacaksanız ve yaratıklar afallamış olacaklar. O esnada öldürebilirsiniz. Başka bir şey daha söyleyelim. Tam altınıza bomba atabilir, attıktan hemen sonra geçmişe giderek, düşmanlarınız ölürken siz güvende olabilirsiniz. Bunlarla da sınırlı değil ama biz platform ögelerine geçelim.

Gördüğünüz gibi dümdüz aşağıya atlıyorsunuz fakat önünüzde engeller var. Hem geçmişte hem de şimdiki zamanda engeller olduğu için, hızlı hızlı zaman yolculuğu yapıp durmanız gerekiyor. Bunu yaparken çok eğlendiğinizi fark edeceksiniz. Ben kişisel olarak 2 kere bitirdim. İlk oynadığımda tek başıma oynadım, ikinci kez oynarken kız arkadaşımla birlikte oynadım. Size de kesinlikle tavsiye ederim. Şimdi Titanfall 2’yi bu kadar övmek, bu yazı için yeter de artar bile. Biz, yeni çıkacak olan oyunumuza geçelim.
Bu kadar harika bir oyunlar yapan stüdyo, peki Star Wars Jedi: Fallen Order‘ı güzel yapabilir mi? Elbette yapabilirler! Şimdi oyun hakkında biraz konuşalım.
Star Wars Jedi: Fallen Order

E3 fuarında bizimle paylaştıkları videolar üzerinden yorumlayalım. Oyunun kendisi güzel duruyor, ancak böyle muhteşem de durmuyor. Animasyonlar da bir olmamışlık var. Oyun zaten Uncharted’a benziyor gibi. Aksiyon olarak olmasa da parkur mekanikleri benziyor. Uncharted’ın animasyonları çok iyi olduğu için belki bu oyundaki animasyonlar o yüzden kötü gözüküyordur. Tabi biz oyunu göreli 5 ay oldu, elbette düzeltmişlerdir.
Oyunu açıklarken Bloodborne’dan esinlendiklerini söylemişlerdi. Açıkçası Bloodborne’dan çok Sekiro’ya benziyor. Işın kılıcı ile Sekiro’daki gibi savunma yapabiliyoruz. Rakibin staminasını bitirmeye çalışıp sonra öldürüyoruz.

Sırtımızdaki minik dostumuzla tanışın. Böyle minik yardımcıları oyunlara koymak moda oldu. Güzel de oluyor, yalnız ilerlemektense size yardım eden birinin yanında olması ekstra oyun dinamikleri katıyor. Bu minik dostumuz bize kapıları açacak, belki de aksiyon esnasında bize yardım da edecek. Canımızı doldurabilir, ekstra şeyler de yapabilir.
Aksiyon gayet eğlenceli gözüküyor. Çok havalı hareketler yapmamıza olanak sağlayacak gibi duruyor. Ayrıca yeteneklerimizi açtıkça daha usta bir Jedi olma yolunda ilerleyeceğiz.
Oyunda çok fazla puzzle olacakmış. Yani puzzle çözüp engelleri aşıp tekrar aksiyona gireceğiz, biraz Tomb Raider’ı hatırlattı bana. Ayrıca pek çok alternatif yollar olacakmış. Dilediğimiz yolu tercih edip ilerleyebileceğiz. Bu da oyuna çeşitlilik katacak. Hele hele Titanfall 2’deki bölümleri gördükten sonra, Jedi:Fallen Order’ın bölümlerine heyecanlanmamak elde değil.
Respawn’a güvenimiz tam da olsa karakterimizin aşırı klişe durmasından ötürü biraz endişe duyuyoruz. “Acaba hikaye güzel olur mu?” diye düşünmeden edemiyoruz. Ortalamadan bir tık güzel hikaye verebilirlerse bu oyun zaten çok yüksek puanlar alacaktır. Umarım oyun güzel olur. Ayrıca eğer oyun çok satarsa EA asla peşini bırakmaz. Zaten insanlar singleplayer Star Wars oyunu istiyorlardı ama online oyunlar çıkıp duruyordu. O yüzden bu oyun zaten çok konuşulacak ve çok satacaktır.
Star Wars Jedi: Fallen Order, inanılmaz iyi bir oyun olacak gibi durmuyor ancak kötü olmayacağı da kesin gibi. Biz, ortalamanın üstü bir oyun olacağına inanıyoruz. Son olarak oyunun fragmanını sizlerle paylaşalım:













